Ama ne yazık ki hiçbir işe yaramadı. Metafor seven bir insan olmama rağmen Salim'in yaşamöyküsü ile verilmeye çalışılan Hindistan-Pakistan hikayesinden hiç etkilenemedim. Anlatılan büyülü sıradışı olayların büyüsüne kapılamadım. Yaşanan dramlardan dehşete düşemedim. Tarihsel gerçekliği, hayali kahramanlar üzerinden vermesine rağmen yazar, roman kurgusu ile bile o kültüre yakınlaşmamı sağlayamadı. Okuyanlar bilirler Orhan Pamuk'un son romanı Masumiyet Müzesi Türkler için çoğu yerde çok sıkıcı detaylar içerir. Çünkü bizim kültürümüze ait, içine doğduğumuz ve çoktan özümseyip kanıksadığımız bir sürü bilgi verir o romanda. Şimdi Geceyarısı Çocukları'nı okuduktan sonra anladım ki Masumiyet Müzesi'ni Türk olmayanlar çok keyif alarak okurlar. Geceyarısı Çocukları ise tam tersi. Benim gözümde ancak Hintliler, Pakistanlılar ve tabii ki İngilizler'in tüm detaylarına vakıf olarak okuyacakları bir roman. Ben bir çok önemli detayı kaçırdığımı hissediyorum.
Son edebi eleştirim de, romanda anlatılan bir hikayenin devamının "ama bunu daha sonra anlatacağız" şeklinde verilmesinden, ya da yazarın neredeyse her bölümde sürekli daha önceki bölümlerin özetini çıkarmasını da hiç sevmedim. İlk 100 sf'de hissetiklerimle doğuya özgü bir tür Yüzyıllık Yalnızlık hikayesi okumayı beklerken çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.
Ne yazık ki söyleyebileceğim tek şey var, kitaptan nefret ettim. Ömrümü çürüttün Salman Rüşti diyorum.
* Çatni ise kitapta hoşuma giden tek şey. Hem kelimenin söylenişini beğendim, hem de çatninin kendisini sevdim.
o kadar nefretle yazmışım ki bir sürü imla ve anlam hatası var ama düzeltemeyeceğim:)
YanıtlaSilgeçmişler olsun pisicim - allah beterinden saklasın :))
YanıtlaSilAslı yeawrım pek olgun bi yorum olmuş annem:)
YanıtlaSilben daha alıngan bir tavır beklerdim daha belaltı bi vuruş..yoksa yoksa o da gelecek mi:)
:P
YanıtlaSilöperim.
(vuramam, uğraşamam, üşenirim ehehe)