5 Ağustos 2010 Perşembe

Çatni *

Çok uzun süre yenilgisiz oynayan futbol takımlarının üzerinde bir "namağlupluk" baskısı oluşur. Yenilmeden biten her maç, bir sonraki maça çıkarken yaşadıkları stresi arttırır. Ben de illederomanın aylık kitaplarını hep son dakikaya bırakıp, her seferinde de yetiştirmeyi başarırken, ne zaman patlayacak bakalım benim bomba diye içimden düşünüyordum..ki bomba nihayet patladı:) İşin komiği toplantı tarihinden çok önce okumaya başladığım halde bitiremedim kitabı. Demek ki ben stres altında daha iyi iş çıkarıyorum (ayın moderatörü Wiri'ye sempatik görünme çabası..biliyorum çok zavallı bi çaba:)))

Geceyarısı Çocukları'nı okumaya tatilde büyük bir hevesle başladım..İlk 80 sf. benim için inanılmaz güzel ve kitabın geneli ile ilgili son derece olumlu beklentiler yaratan bir havada geçti. Özellikle delik çarşaf ,mistik motiflerle süslü güzel bir modern masal okuyacağım müjdesini veriyordu bana..Gel gör ki 80-90.sayfalara geldikten sonra kitapla aramdaki bütün ilişki bitti. Ana kahraman Salim Sina da dahil kitapta bahsedilen hiçbir kahramandan iyi ya da kötü yönde etkilenmedim, anlatılan hikayenin içine giremedim, girmek istedikçe daha çok itti beni. Hatta kitabın tartışma toplantısında Wiri'nin verdiği detaylı bilgileri dinleyince kendi kendime dedim ki aslında bu bilgilendirmeyi kitabı okumadan önce yapsaydık daha faydalı olurdu. Çünkü bize çok uzak bir coğrafya, çok uzak bir kültür, çok uzak yemekler, isimler..hepsi ama hepsi benim için bilinmez ben onun için sevmedim bu kitabı herhalde dedim.

Ama ne yazık ki hiçbir işe yaramadı. Metafor seven bir insan olmama rağmen Salim'in yaşamöyküsü ile verilmeye çalışılan Hindistan-Pakistan hikayesinden hiç etkilenemedim. Anlatılan büyülü sıradışı olayların büyüsüne kapılamadım. Yaşanan dramlardan dehşete düşemedim. Tarihsel gerçekliği, hayali kahramanlar üzerinden vermesine rağmen yazar, roman kurgusu ile bile o kültüre yakınlaşmamı sağlayamadı. Okuyanlar bilirler Orhan Pamuk'un son romanı Masumiyet Müzesi Türkler için çoğu yerde çok sıkıcı detaylar içerir. Çünkü bizim kültürümüze ait, içine doğduğumuz ve çoktan özümseyip kanıksadığımız bir sürü bilgi verir o romanda. Şimdi Geceyarısı Çocukları'nı okuduktan sonra anladım ki Masumiyet Müzesi'ni Türk olmayanlar çok keyif alarak okurlar. Geceyarısı Çocukları ise tam tersi. Benim gözümde ancak Hintliler, Pakistanlılar ve tabii ki İngilizler'in tüm detaylarına vakıf olarak okuyacakları bir roman. Ben bir çok önemli detayı kaçırdığımı hissediyorum.

Son edebi eleştirim de, romanda anlatılan bir hikayenin devamının "ama bunu daha sonra anlatacağız" şeklinde verilmesinden, ya da yazarın neredeyse her bölümde sürekli daha önceki bölümlerin özetini çıkarmasını da hiç sevmedim. İlk 100 sf'de hissetiklerimle doğuya özgü bir tür Yüzyıllık Yalnızlık hikayesi okumayı beklerken çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.

Ne yazık ki söyleyebileceğim tek şey var, kitaptan nefret ettim. Ömrümü çürüttün Salman Rüşti diyorum.

Çatni ise kitapta hoşuma giden tek şey. Hem kelimenin söylenişini beğendim, hem de çatninin kendisini sevdim.

4 yorum:

  1. o kadar nefretle yazmışım ki bir sürü imla ve anlam hatası var ama düzeltemeyeceğim:)

    YanıtlaSil
  2. geçmişler olsun pisicim - allah beterinden saklasın :))

    YanıtlaSil
  3. Aslı yeawrım pek olgun bi yorum olmuş annem:)
    ben daha alıngan bir tavır beklerdim daha belaltı bi vuruş..yoksa yoksa o da gelecek mi:)

    YanıtlaSil
  4. :P
    öperim.

    (vuramam, uğraşamam, üşenirim ehehe)

    YanıtlaSil

ille de ROMAN olsun!