Toplantıda da bahsedildiği gibi Çöplüğün Generali oldukça özensiz yazılan ve gündemi kaçırmamak için hızlıca piyasaya servis edilen bir kitap olmaktan öteye gidemiyor. Yazarın yaratmak istediği var olmayan ülke düşüncesi oldukça başarısız. Keşke Türkiye ismiyle, bundan 50 sene sonrasında, günümüz haberleri üzerinden gitseydi, okurlar için daha az yorucu olurdu. Güzel birkaç fikir etrafında dönen romanda bu fikirlerin sürekli tekrar edilmesi herkesi olduğu gibi beni de bıktırdı.
Roman içinde roman kitaba gerekli sürükleyiciliği baştan veriyor gibi olsa da, bu iç romanda her bölümün aynı tarzda başlaması (olmasaydı-yapmasaydı, başına gelmeyecekti, görmeyecekti) bir yerden sonra bu bölümleri oldukça sıkıcı kılıyor. Yazarın notu olarak bu bölümlerin sonuna eklenen kısımlar ise bu iç romanın taslak olduğu fikrini vurgulamaktan öteye geçemiyor, yine de kitapta beğendiğim ender kısımlardan biri bu notlar arasında yer almakta(dört yaşındaki öğrencilerini pikniğe götüren yuva öğretmeniyle ilgili bölümün sonundaki not):
"Bu kadar sert oması gerekiyor mu? Haber gazetede aynen böyle verilmişti. Romanda yazınca aşırı kaçıyor, inandırıcılığını yitiriyor. Bir kez daha: Gerçek hayat kurguları fersah fersah aşıyor."
Oya Baydar'ı ilk defa okuyan biri olarak, bu kitabı beğenmemiş olmama rağmen yazarın diğer kitaplarını oldukça merak ediyorum. Bu kitapa ısınamayışımın aksine diğer kitaplarında aradığım tadı bulacağımı hissediyorum.
0 yorum:
Yorum Gönder