Geceyarısı çocukları'nı okumamış olsam da, size bu aralar okuyup çok keyif aldığım bir kitabı anlatmak istiyorum. Aslında kitabı pisikopati'ciğim blogunda tatil kitapları arasında görmüştüm, sonra kitapçıda görünce dayanamadım.
Uzun zamandır ilk defa çok satanlar listesinden bir kitap aldım, ne olduğunu çok bildiğim söylenemezdi, birilerinden kitabı duymuştum sadece. Ama arka yazısı beni tavlamaya yetti, çocukluğumdan beri bir-iki tane "aşağıdaki insanlar" hakkında film izlemiştim ve bu fikir beni çok heyecanlandırmıştı, benim için zor ve yoğun süren bir zamanda bu fikre geri dönmek bana çok iyi geldi.
Peki ne mi "aşağıdaki insanlar"? Metronun gelmesiyle birlikte sokaklardan metro istasyonları ve aralardaki tünellere yerleşen evsizler ve onların üzerine üretilen şehir efsaneleri. 'Yokyer' de bir nevi böyle, ama buradaki aşağılar, metro istasyonundan kanalizasyona apayrı bir Londra. Bu Londra'da bazı insanlar olmayan kapıları açıp diledikleri yere geçebiliyorlar, bazıları yüzyıllardır yaşıyor, zaman bir başka akıyor ve bu Londra'nın derinliklerinde canavarlar kol geziyor.
Bu yazıyı yazmak için bir parça araştırma yapmadan önce Neil Gaiman'ın 'Sandman'in yaratıcısı olduğundan bile haberim yoktu, oysa ki Sandman'in hastası olmasam da severim. Ayrıca bu kitap, aslında 1996'da BBC için yapılan 6 bölümlük bir diziymiş, senaryo ve yönetmenlik yine Gaiman'a ait. Daha sonra Gaiman senaryoyu büyütüp kitaplaştırmış ve çizgi roman haline getirmiş. Ayrıca bir dönem Londra'da sahnelenmiş ve iddialara göre yakında filme çekilmesi de gündemde. Diziyi yakın zamanda izlemeyi umuyorum, izlersem ilk işim burada anlatmak olacak tabii. Yine de bir dizinin kitaplaştırılması olması önyargı yaratmasın, kitap hem konu hem yazım tekniği açısından okuyucularını üzmeyecek bir kitap.
Kitaptaki en önemli nokta tabii ki yaratılan dünya. Londra'nın kuruluşundan itibaren şehrin üzerinde bulunan küçük delik ve yarıklardan yeraltına çeşitli nesne ve insanlar düşmüştür. Yüzyıllarca büyüyen bu nesne ve insanlardan oluşan aşağı Londra'da ise, metroyla geçen insanların fark edemediği büyülü bir dünyayı oluşturur. . Herkesin bildiği Londra'nın altında bambaşka bir dünya yaratan kitap aynı zamanda karakterleriyle de büyülü etkisini sürdürüyor. İstediği her yere kapı açabilen Lady Door, Atlantis'ten sorumlu olan Melek Islington, yeraltının kurtu karizmatik ve deli Marquis de Carabas, yüzyıllardır dünyayı tehdit eden ve bir rivayete göre Roma'yı Nero yerine yakan yeraltı mafyası bay Croup ve Vandemar... Bir de beni hikayede en çok etkileyen şey Gaiman'ın bu dünyada da bir hiyerarşi yaratmış olması, karakter adlarından da anlaşılabileceği gibi bu dünyada da kontluk, markilik ve leydilik var, en yüksekte olanlar ise fareler, evet bildiğiniz lağım fareleri. Çok bilge ve güçlü olan bu fareler herkesin korktuğu ve çekindiği hayvanlar (kişiler).
Kitabın bu yönünü kuşkusuz politik olarak anlamak mümkün, ama genelde kitap daha çok gerçek dünyaya ait zeki ve gizlice dokundurmalar yapan bir masal niteliğinde, Gaiman'ın 'Stardust'ın yazarı olduğu bilgisini de verirsem, bu kitabın tarzını daha iyi anlayabilirseniz sanırım.
Kitabın başka bir eğlenceli yönü, Londra'daki anlamsız metro istasyonu isimlerinin hepsi hakkında hoş bir masal bulunması, mesela 'Shepherd's Bush' (Çoban Çalılığı)'nda gerçekten çobanlar yaşar, Earl's Court (Kont'un Sarayı)'ta gerçekten bir kont yaşıyor.... Bu ince esprilerde iyi düşünülmüş bir dünyanın küçük ama keyifli bir parçası.
Sonuç olarak Yokyer sizi başka bir dünyaya sokacak tek solukta okunacak bir kitap, fantazi tutkunlarının kaçırmaması gereken bir kitap olduğu kesin ama, özellikle siz de çocukken (ve hala) peri masallarına inanıyorsanız, bu kitap tam size göre....
14 Ağustos 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




neil gaiman a bayılırım, bu kitabı da feci merak ediyorum ^_^
YanıtlaSil