24 Aralık 2009 Perşembe
23 Aralık 2009 Çarşamba
PRENSİPLERİMİZ.rev01
1 - Amaç:
1.1 - Her ay, moderatörün belirlediği bir kitabı okumak ve aylık toplantılarla bu kitabı tartışmak.
1.2 - Okuduğumuz diğer ve türlü kitaplara dair fikirlerimizi paylaşmak.
1.3 - İyi vakit geçirmek.
2 - Üyelik:
2.1 - Kitap kulübüne kitap okumayı seven ve kendine ait aktif bir blog sayfası olan herkes, üyelik kabulü yapıldığı dönemlerde olmak kaydıyla, üye olabilir.
2.2 - Üyelere blog sayfasına yazabilmeleri için "yazarlık izni" verilecektir. Yazarlık izni olmayan ama bir kitapla ilgili fikir belirtmek isteyen tüm izleyiciler istedikleri takdirde yazarlar tarafından eklenmiş yazılara yorum gönderebilir ya da hazırladıkları yazıyı blog yöneticilerine e-mail olarak ulaştırarak blogda yayınlanmasını sağlayabilirler.
2.3 - Üyelerin ayın kitabına ait fikirlerini mutlaka yazmaları ve istisnai durumlar dışında toplantılara katılımları gerekmektedir. Farklı şehirlerde yaşadıkları için toplantılara katılamayan izleyicilerimiz için de önümüzdeki aylarda bir yöntem bulunacaktır.
3 - Blog ve Üyelik Moderatörlüğü:
3.1 - Blog sayfasına yazar izni olan herkes yazabilir, moderasyon bulunmamaktadır.
3.2 - Yapılan yorumlara dair moderasyon hakkı blog yöneticilerinde olacaktır.
4 - Toplantılar:
4.1 - Kitap kulübü toplantıları ayda bir kere gerçekleştirilecek ve azami aktif katılımcı sayısı 10 ile sınırlı tutulacaktır.
4.2 - Her toplantıda bir sonraki ayın moderatörünün seçtiği kitap duyurulacaktır.
4.3 - Tüm üyeler sıra ile moderatör olacaktır.
4.4 - Her bir toplantıda, bir sonraki toplantının tarihi belirlenecek ve blog sitesi üzerinden duyurusu yapılacaktır.
4.5 - Daimi üye olmayan izleyicilerimizin toplantıya katılmak istemeleri durumunda o ayın moderatörüyle temasa geçmeleri (moderatör blogumuzda duyurulacaktır) ve sayının elverişli olması durumda toplantıya katılmaları mümkündür.
5 - Kitaplar:
5.1 - Kitap seçimleri, üyelerin çoğunluğunun okumadığı kitaplar arasından yapılmalıdır.
5.2 - Aralıklarla, uzunca süre okunmamış klasik kitapların okunması ve tartışmaya açılması moderatörün önerisi doğrultusunda gerçekleşebilir.
5.3 - Analiz ve tartışmaların mümkün olabilmesi açısından roman ve öyküler seçime esastır.
6 - Diğer:
6.1 - Kavga ve gürültü meraklıları itinayla ve acınmayarak harcanacaktır.
6.2 - "Biz Kimiz"e katılmak isteyen tüm yeni üyelerimizin yüzlerini bir kitapla örttükleri fotoğraflarını göndermeleri lazım gelmektedir (bakınız bizim ne güzel fotolarımız var)
6.3 - Herşey mümkün, tüm öneriler değerlendirilerek hayata geçirilebilecektir. :)
1.1 - Her ay, moderatörün belirlediği bir kitabı okumak ve aylık toplantılarla bu kitabı tartışmak.
1.2 - Okuduğumuz diğer ve türlü kitaplara dair fikirlerimizi paylaşmak.
1.3 - İyi vakit geçirmek.
2 - Üyelik:
2.1 - Kitap kulübüne kitap okumayı seven ve kendine ait aktif bir blog sayfası olan herkes, üyelik kabulü yapıldığı dönemlerde olmak kaydıyla, üye olabilir.
2.2 - Üyelere blog sayfasına yazabilmeleri için "yazarlık izni" verilecektir. Yazarlık izni olmayan ama bir kitapla ilgili fikir belirtmek isteyen tüm izleyiciler istedikleri takdirde yazarlar tarafından eklenmiş yazılara yorum gönderebilir ya da hazırladıkları yazıyı blog yöneticilerine e-mail olarak ulaştırarak blogda yayınlanmasını sağlayabilirler.
2.3 - Üyelerin ayın kitabına ait fikirlerini mutlaka yazmaları ve istisnai durumlar dışında toplantılara katılımları gerekmektedir. Farklı şehirlerde yaşadıkları için toplantılara katılamayan izleyicilerimiz için de önümüzdeki aylarda bir yöntem bulunacaktır.
3 - Blog ve Üyelik Moderatörlüğü:
3.1 - Blog sayfasına yazar izni olan herkes yazabilir, moderasyon bulunmamaktadır.
3.2 - Yapılan yorumlara dair moderasyon hakkı blog yöneticilerinde olacaktır.
4 - Toplantılar:
4.1 - Kitap kulübü toplantıları ayda bir kere gerçekleştirilecek ve azami aktif katılımcı sayısı 10 ile sınırlı tutulacaktır.
4.2 - Her toplantıda bir sonraki ayın moderatörünün seçtiği kitap duyurulacaktır.
4.3 - Tüm üyeler sıra ile moderatör olacaktır.
4.4 - Her bir toplantıda, bir sonraki toplantının tarihi belirlenecek ve blog sitesi üzerinden duyurusu yapılacaktır.
4.5 - Daimi üye olmayan izleyicilerimizin toplantıya katılmak istemeleri durumunda o ayın moderatörüyle temasa geçmeleri (moderatör blogumuzda duyurulacaktır) ve sayının elverişli olması durumda toplantıya katılmaları mümkündür.
5 - Kitaplar:
5.1 - Kitap seçimleri, üyelerin çoğunluğunun okumadığı kitaplar arasından yapılmalıdır.
5.2 - Aralıklarla, uzunca süre okunmamış klasik kitapların okunması ve tartışmaya açılması moderatörün önerisi doğrultusunda gerçekleşebilir.
5.3 - Analiz ve tartışmaların mümkün olabilmesi açısından roman ve öyküler seçime esastır.
6 - Diğer:
6.1 - Kavga ve gürültü meraklıları itinayla ve acınmayarak harcanacaktır.
6.2 - "Biz Kimiz"e katılmak isteyen tüm yeni üyelerimizin yüzlerini bir kitapla örttükleri fotoğraflarını göndermeleri lazım gelmektedir (bakınız bizim ne güzel fotolarımız var)
6.3 - Herşey mümkün, tüm öneriler değerlendirilerek hayata geçirilebilecektir. :)
Etiketler:
Duyurular,
Kitap Kulübü Hakkında
22 Aralık 2009 Salı
OKUR-YAZARLIK HAKKINDA DUYURU - BAZI DEĞİŞİKLİKLER
Tüm “okur-yazar”larımızın ve takipçilerimizin dikkatine,
Kuruluşumuzdan bu yana bize gösterdiğiniz ilgi için öncelikle teşekkür ederiz. 2009’un bitmesine çok az kala, takipçilerimizin ve blogda yazmaya istekli olan okurların ilgisinin bizim kısa vade beklentimizi aşması nedeniyle, üyelik şartları ve uygulamalarımız konusunda ufak bir takım değişikliklere gitmemiz gerekmektedir.
1 – Yazarlık izni hakkında:
“Okur-yazar” olarak adlandırdığımız, yazarlık izni olan blogger’larımızdan okudukları romanlarla ilgili genel bilgiler ve tanıtımlar elbette beklemekteyiz. Ancak, kulübümüzün esas amacı bir kitabı birlikte okumak ve bunu paylaşmak olduğu için, amacımıza uygunluk açısından okur-yazarlarımızın ayın kitabı ile ilgili tartışmalara katılmak üzere toplantılara katılmaları, bunun mümkün olmadığı istisnai durumlarda ise bloga yorum ve fikirlerini eklemeleri gerekmektedir.
"Okur-yazar" sayımızın 25'in üzerinde olmasına rağmen hem toplantılara katılım gösteren hem de blogda kitaplarımızla ilgili yorumlarını paylaşan 7 kişiyiz şu anda. Bu, blogumuzun 7 daimi yazarı olduğu anlamına gelmektedir.
2010 yılı içerisinde tekrar değerlendirecek olmakla birlikte, üyelerimiz arasındaki düzenli ve sürekli bilgi iletişiminin fazla dağılmaması ve takibinin kolay olması için, bugüne kadar toplantılara katılmayan ya da toplantılara katıldığı halde ayın kitapları hakkında yorum yazmayan üyelerimizin yazarlığını *şimdilik* kaldırmış bulunuyoruz. Blogumuzdaki yazıların etkinliği ve kontrolsüz yazı akışını engellemek için "konuk" yazar uygulamasını da bir süre için askıya alarak önümüzdeki bir iki ay yeni yazar alımı yapamayacağız. Bloga yazı gönderen bir kaç arkadaşımız haricinde (ki kendilerine yazı yazdıkları halde haksızlık yapıldığını düşünmemeleri için bunun geçici bir durum olduğunu tekrar hatırlatmak isteriz), yaptığımız değişikliğin hiç bir takipçimizin ya da okurumuzun blogdan aldıkları keyfi engellemeyeceğini ya da değiştirmeyeceğini düşünüyoruz. Yorumlar hala herkese açık ve moderasyonsuzdur, aynı zamanda blogda yazısının yer almasını isteyen herkes her zaman blog yöneticilerinden herhangi birine yazısını kendi bloguna bir linkle birlikte yayınlanmak üzere e-mail olarak gönderebilir.
2 – Moderatörlük hakkında:
Moderatörlük ancak toplantılara sürekli katılımı olan okur-yazarlarımız tarafından yürütülebilir. Moderatör, ayın kitabını seçmiş ve tanıtmış kişidir, toplantıyı yönlendirir, bu nedenle de toplantı katılımı olmayan üyelerimizin moderatör olması mümkün değildir. Her yeni katılımcımızla potansiyel moderatörlerimiz de artmaktadır. Moderatörlerin tartışmaların dağılmadan yürütülmesi ve herkesin fikrinin alınmasında rolü büyük olduğu için, kulübümüze ve toplantılarımıza alışkın katılımcılar arasından seçilmesinin doğru olacağını düşünüyor ve bu nedenle, zaten 7-8 kişi olan toplantı katılımcılarımız arasından 2010 moderatörlüğünü şimdiden sıraya sokarak daha verimli toplantılar gerçekleştirebileceğimize inanıyoruz. 2010 moderatörleri yakın tarihte buradan duyurulacak ve Ocak başında gerçekleşecek olan Aralık toplantımızı takiben listemiz takip edilecektir. Kitabı belirlemiş olan moderatör, kitabın geniş kapsamlı tanıtımı ve blog kaydı ile de sorumlu olacaktır.
3 – Toplantılar hakkında:
Toplantıların verimli geçmesi açısından en fazla 10 kişinin aktif katılımı kabul edilebilecektir. Mevcut 7 sürekli yazarımızın haricinde, aylık toplantılarımıza konuk olarak katılmak isteyen okurlarımız o ayın moderatörüne mail atarak taleplerini iletebilirler (ayın moderatörü diğer üyeleri katılımcı talepleri ve sayısı konusunda bilgilendirir, kaç kişiyi alabileceğini söyler, burada inisiyatif ayın moderatörüne aittir).
Hepimizin, tüm okurlarımız ve takipçilerimizle birlikte, en fazla faydayı elde edebilmesi için yapmakta olduğumuz bu değişiklikleri duyurur, şimdiden yeni yılınızı kutlayarak güzel bir yıl dileriz!
illederoman blog yöneticileri
(pisikopati, Uyumsuz, WindRider)
Kuruluşumuzdan bu yana bize gösterdiğiniz ilgi için öncelikle teşekkür ederiz. 2009’un bitmesine çok az kala, takipçilerimizin ve blogda yazmaya istekli olan okurların ilgisinin bizim kısa vade beklentimizi aşması nedeniyle, üyelik şartları ve uygulamalarımız konusunda ufak bir takım değişikliklere gitmemiz gerekmektedir.
1 – Yazarlık izni hakkında:
“Okur-yazar” olarak adlandırdığımız, yazarlık izni olan blogger’larımızdan okudukları romanlarla ilgili genel bilgiler ve tanıtımlar elbette beklemekteyiz. Ancak, kulübümüzün esas amacı bir kitabı birlikte okumak ve bunu paylaşmak olduğu için, amacımıza uygunluk açısından okur-yazarlarımızın ayın kitabı ile ilgili tartışmalara katılmak üzere toplantılara katılmaları, bunun mümkün olmadığı istisnai durumlarda ise bloga yorum ve fikirlerini eklemeleri gerekmektedir.
"Okur-yazar" sayımızın 25'in üzerinde olmasına rağmen hem toplantılara katılım gösteren hem de blogda kitaplarımızla ilgili yorumlarını paylaşan 7 kişiyiz şu anda. Bu, blogumuzun 7 daimi yazarı olduğu anlamına gelmektedir.
2010 yılı içerisinde tekrar değerlendirecek olmakla birlikte, üyelerimiz arasındaki düzenli ve sürekli bilgi iletişiminin fazla dağılmaması ve takibinin kolay olması için, bugüne kadar toplantılara katılmayan ya da toplantılara katıldığı halde ayın kitapları hakkında yorum yazmayan üyelerimizin yazarlığını *şimdilik* kaldırmış bulunuyoruz. Blogumuzdaki yazıların etkinliği ve kontrolsüz yazı akışını engellemek için "konuk" yazar uygulamasını da bir süre için askıya alarak önümüzdeki bir iki ay yeni yazar alımı yapamayacağız. Bloga yazı gönderen bir kaç arkadaşımız haricinde (ki kendilerine yazı yazdıkları halde haksızlık yapıldığını düşünmemeleri için bunun geçici bir durum olduğunu tekrar hatırlatmak isteriz), yaptığımız değişikliğin hiç bir takipçimizin ya da okurumuzun blogdan aldıkları keyfi engellemeyeceğini ya da değiştirmeyeceğini düşünüyoruz. Yorumlar hala herkese açık ve moderasyonsuzdur, aynı zamanda blogda yazısının yer almasını isteyen herkes her zaman blog yöneticilerinden herhangi birine yazısını kendi bloguna bir linkle birlikte yayınlanmak üzere e-mail olarak gönderebilir.
2 – Moderatörlük hakkında:
Moderatörlük ancak toplantılara sürekli katılımı olan okur-yazarlarımız tarafından yürütülebilir. Moderatör, ayın kitabını seçmiş ve tanıtmış kişidir, toplantıyı yönlendirir, bu nedenle de toplantı katılımı olmayan üyelerimizin moderatör olması mümkün değildir. Her yeni katılımcımızla potansiyel moderatörlerimiz de artmaktadır. Moderatörlerin tartışmaların dağılmadan yürütülmesi ve herkesin fikrinin alınmasında rolü büyük olduğu için, kulübümüze ve toplantılarımıza alışkın katılımcılar arasından seçilmesinin doğru olacağını düşünüyor ve bu nedenle, zaten 7-8 kişi olan toplantı katılımcılarımız arasından 2010 moderatörlüğünü şimdiden sıraya sokarak daha verimli toplantılar gerçekleştirebileceğimize inanıyoruz. 2010 moderatörleri yakın tarihte buradan duyurulacak ve Ocak başında gerçekleşecek olan Aralık toplantımızı takiben listemiz takip edilecektir. Kitabı belirlemiş olan moderatör, kitabın geniş kapsamlı tanıtımı ve blog kaydı ile de sorumlu olacaktır.
3 – Toplantılar hakkında:
Toplantıların verimli geçmesi açısından en fazla 10 kişinin aktif katılımı kabul edilebilecektir. Mevcut 7 sürekli yazarımızın haricinde, aylık toplantılarımıza konuk olarak katılmak isteyen okurlarımız o ayın moderatörüne mail atarak taleplerini iletebilirler (ayın moderatörü diğer üyeleri katılımcı talepleri ve sayısı konusunda bilgilendirir, kaç kişiyi alabileceğini söyler, burada inisiyatif ayın moderatörüne aittir).
Hepimizin, tüm okurlarımız ve takipçilerimizle birlikte, en fazla faydayı elde edebilmesi için yapmakta olduğumuz bu değişiklikleri duyurur, şimdiden yeni yılınızı kutlayarak güzel bir yıl dileriz!
illederoman blog yöneticileri
(pisikopati, Uyumsuz, WindRider)
Etiketler:
Duyurular,
Kitap Kulübü Hakkında
"Puşkin Edebiyat Ödülü"nü alan ilk Türk

Birleşmiş Milletler (BM) Sosyal Ödüller Şurası adına Rus Edebiyat Akademisince verilen “Puşkin Edebiyat Ödülü"nü alan ilk Türk yazar Prof. Dr. Hayrettin İvgin oldu.
Ödülünü Moskova'da alır almaz Kosova'da Uluslar arası 14. Süleyman Brina ödülünü almak için bu ülkeye gelen İvgin'le Moskova'da ilk Türk yazar olarak aldığı Birleşmiş Milletler-(BM) “Puşkin Edebiyat Ödülüöyle ilgili röportaj yaptık.Nobel'e alternatif olarak gösterilen ve 120 yıldır verilen ödülü alan İvgin, Edebiyat ve halk bilimi alanında 44 kitabı ve 2 bini aşkın yazısı bulunuyor.
Ödülünü Moskova'da alır almaz Kosova'da Uluslar arası 14. Süleyman Brina ödülünü almak için bu ülkeye gelen İvgin'le Moskova'da ilk Türk yazar olarak aldığı Birleşmiş Milletler-(BM) “Puşkin Edebiyat Ödülüöyle ilgili röportaj yaptık.Nobel'e alternatif olarak gösterilen ve 120 yıldır verilen ödülü alan İvgin, Edebiyat ve halk bilimi alanında 44 kitabı ve 2 bini aşkın yazısı bulunuyor.
Prof. Dr. İvgin, BM'ye bağlı “Uluslararası Ödül Komitesiönin, madalya, nişan, üstün nişan gibi ödülleri, dünya barışı, kültürü, bilimi, ekonomisi ve eğitimi gibi benzeri alanlarda büyük hizmet vermiş üye ülke insanlarına sunduğunu söyledi.
Dünya edebiyatına büyük katkılar yaptığı ve son kitabı olan “Manas" destanının romanlaşması gerekçesiyle 16 Aralık'ta verilen ödülü ilk kez bir Türk edebiyatçının almasıyla gurur duyduğunu belirtti.
Moskova'dan Kosova'ya gelen İvgine'e burada da Uluslararası 14. Süleyman Brina ödül töreninde Balkan Türklüğü Hizmet ödülü verildi.
Puşkin ödülünü aldı
Ödülü 'Manas' isimli romanıyla alan İvgin, mikrofonlarımıza yaptığı açıklamada, Puşkin Edebiyat ödülü'nün 120 yıldır Rusya'da Rus edebiyatı akademisi tarafından verildiğini belirtti.
İvgin: “Bu yıl Puşkin'in doğumunun 210 yıldönümü. Bu yılda bu ödül bana takdim edildi. Bu ödül Nobel'e alternatif bir ödüldür. BM ödüller şurasının kararıyla ve Rus edebiyatı akademisinin teklifleriyle bu ödül ilk kez bir Türk yazarı olarak bana verildi. Ödül hayatım boyunca yaptığım çalışmalar ve son eserim olan Manas destanının roman haline getirilmesinden dolayı bana takdim edildi.
16 Aralık'ta yapılan bu ödül töreninde bana Rus yazarlar birliğinin tespit ettiği dünyada 500 önemli yazar arasında beni de tespit ettikleri için ayrıca bir de madalya takdim edildi.
Ödül BM ödüller Şurası Başkanı Pekilis tarafından verildi. Ayrıca Rus edebiyatı akademisinin başkanı tarafından törenle takdim edildi.öİvgin, aldığı ödülün kendisi olarak değil, bu ödülü bir Türk'e verilen ödül olarak kabul ettiğim için çok memnun olduğunu belirtti.
İlk kez bir Türk'e bu ödülün verildiğini söyleyen İvgin, bu ödülün çok önemli ve anlamlı olduğunu ifade etti.
Moskova'da direk Kosova'ya geldiğini belirten İvgin, Kosova'da aldığı ödülün Puşkin ödülünden daha çok kendisini sevindirdiğini ifade etti.
Düzenlenen törenle ödülünü Kosova Meclis Başkanı Yardımcısı Müferra Şinik'ten alan İvgin, çok mutlu ve gururlu olduğunu belirtti.
İvgin: “Kosova'da aldığım ödül beni çok sevindirdi ve çok daha değer kazandırdı. Burada aldığım ödül ırkdaşlarım, kandaşlarım, canlarım bu ödülü veriyordu, dolayısıyla benim için en değerli ödül Kosova'da aldığım Uluslararası Süleyman Brina Balkan Türklüğü Hizmet ödülüdürö dedi.
“İvgin, bundan sonra Balkan Türklüğünü ve kültürünün önemiyle ilgili daha vurgulayıcı yazılar yazacağını söyledi.
İvgin; “Kalemimi bundan Balkan Türklüğünün yücelmesi için çalışacağım. Bana bu hissi burada geldiğim buradaki dostlarımda hissettirdi. Burası daha çok muhtaç Türk kültürünün buralarda yücelmesineö şeklinde konuştu.
21 Aralık 2009 Pazartesi
Gizliajans
Ayın kitabını tanıtırken Alper Canıgüz'le nasıl tanıştığımı ve de kendisini sevdiğimi zaten söylemiştim size. Kasım ayı adı gibi kasan bir ay olduğundan eğlenceli, kolay okunur bir kitap seçmek istedim ve pek sevgili arkadaşlarıma ben sevdim eller alsın diyerek Gizliajans'ı önerdim.
Gizliajans, Kelamettin Tuğcu ile Borges'in aynı kişi olduğunu öğrendiğinde dünyası başına yıkılan, saf, avare metin yazarı Musa'nın yeni işe başladığı tuhaf reklam ajansı Gizliajans'da başından geçen absürd maceralarını anlatıyor. Oldukça eğlenceli bir dille, sıkmadan, mesaj kaygısı taşımadan.
Alper Canıgüz tıpkı Musa gibi bir reklam yazarı ve bundan dolayı da dili farklı kullanabiliyor.
Sloganvari tanımlar, iç konuşmalar, tarifler oldukça eğlenceli. Gizliajans yazarın diğer kitaplarıyla kıyaslandığında en ciddi en buruk kitabı. Çünkü burada gerçekten de aşık bir yazar var. Ki zaten kitabın son bölümünde de bunu biri için yazdığını anlıyoruz.
Kitaplarında her zaman aşırıya kaçan ama kaçtıkça eğlendiren bir yazar Alper Canıgüz. Gizliajans'da da uzaylılarla karşılaşıyoruz zaten. Kendi içinde oldukça tutarlı ama absürd ötesi. Hayal gücü fazla gelişmiş yerinde duramayan biri.
Kitabı sevdim ya da sevmedim diyemem çünkü zaten sevdiğimi biliyorsunuz. Daha önce de dediğim gibi Kasım ayı beni ziyadesiyle kasan bir aydır, biraz gülelim, eğlenelim diyerek önerdim sizlere kitabı.
Alper Canıgüz'ü sevdik eğlenceliymiş derseniz eğer sizlere Tatlı Rüyaları'da öneririm ve bir de ekürisi Murat Menteş'ten Dublörün Dilemması ile Korkma Ben Varım'ını.
Gizliajans, Kelamettin Tuğcu ile Borges'in aynı kişi olduğunu öğrendiğinde dünyası başına yıkılan, saf, avare metin yazarı Musa'nın yeni işe başladığı tuhaf reklam ajansı Gizliajans'da başından geçen absürd maceralarını anlatıyor. Oldukça eğlenceli bir dille, sıkmadan, mesaj kaygısı taşımadan.
Alper Canıgüz tıpkı Musa gibi bir reklam yazarı ve bundan dolayı da dili farklı kullanabiliyor.
Sloganvari tanımlar, iç konuşmalar, tarifler oldukça eğlenceli. Gizliajans yazarın diğer kitaplarıyla kıyaslandığında en ciddi en buruk kitabı. Çünkü burada gerçekten de aşık bir yazar var. Ki zaten kitabın son bölümünde de bunu biri için yazdığını anlıyoruz.
Kitaplarında her zaman aşırıya kaçan ama kaçtıkça eğlendiren bir yazar Alper Canıgüz. Gizliajans'da da uzaylılarla karşılaşıyoruz zaten. Kendi içinde oldukça tutarlı ama absürd ötesi. Hayal gücü fazla gelişmiş yerinde duramayan biri.
Kitabı sevdim ya da sevmedim diyemem çünkü zaten sevdiğimi biliyorsunuz. Daha önce de dediğim gibi Kasım ayı beni ziyadesiyle kasan bir aydır, biraz gülelim, eğlenelim diyerek önerdim sizlere kitabı.
Alper Canıgüz'ü sevdik eğlenceliymiş derseniz eğer sizlere Tatlı Rüyaları'da öneririm ve bir de ekürisi Murat Menteş'ten Dublörün Dilemması ile Korkma Ben Varım'ını.
Etiketler:
Alper Canıgüz,
Ayın Kitabı,
Gizliajans
gizliajans hakkında yazmayı atlamışım :)
Tembel okurluktan sonra bir de tembel yazarlık payesini kazanmış durumdayım. Neredeyse yeni kitaplar için buluşacağız ben hala Gizliajans hakkında düşüncelerimi yazmamışım. Aslında benimkisi unutmaktan ziyade üstünde yazacak birşey bulamamamdan sanırım. Eğlenceli, elinize aldığınızda bu oturuşta okuyup bitireceğiniz, kapağını kapattıktan sonra da tekrar geri dönüp üstünde düşünmeye zahmet etmeyeceğiniz bir kitap.
Belki yanlış bir tercih oldu Canıgüz kitaplarına başlamak için ama Gizliajans yazarın başka kitaplarını okumak için içimde bir dürtü uyandırmadı açıkçası.
Aynı arkadaş grubundan Murat Menteş'in Dublörün Dilemmasını okuyup oradaki zekaya, ironi becerisine ve kurguya hayran kalmıştım sanırım benzer bir beklenti ile Gizliajansı okuduğum ve pek de beklediğimi bulamadığım için kitabı kapattığımda "ha, peki o zaman" dedim sadece. İnsanın arkadaşıyla karşılaştırılması gündelik yaşamda bile korkunç birşeyken yazdığınız kitapların karşılaştırılması daha da korkunçtur sanırım. Birisinin şöyle dediğini duysam kendimi intihar ederdim sanırım :) Özlem Uğursal'ın son kitabını okudun mu, bence yakın arkadaşı Nejla Özdemir'in kitabı çok daha güzeldi....
Kitapta hoşuma giden yerler olmadı mı peki, hayır bilakis. Başta da dediğim gibi bir solukta okunan eğlenceli bir kitap, elinizden bırakmıyorsunuz ama benim gözlerimi kamaştırmadı diyeyim.
En çok beğendiğim şeyse kahramanlardan birinin Prens Charles'tan ilk adıyla bahsetmesiydi. Dünyanın başka ülkelerinde de var mıdır böyleleri bilmiyorum ama bizim ülkemizde İngiliz Kraliyet Ailesi üyelerinden sanki kendisinin halaoğluymuş gibi bahseden komik bir kitle var.
Belki yanlış bir tercih oldu Canıgüz kitaplarına başlamak için ama Gizliajans yazarın başka kitaplarını okumak için içimde bir dürtü uyandırmadı açıkçası.
Aynı arkadaş grubundan Murat Menteş'in Dublörün Dilemmasını okuyup oradaki zekaya, ironi becerisine ve kurguya hayran kalmıştım sanırım benzer bir beklenti ile Gizliajansı okuduğum ve pek de beklediğimi bulamadığım için kitabı kapattığımda "ha, peki o zaman" dedim sadece. İnsanın arkadaşıyla karşılaştırılması gündelik yaşamda bile korkunç birşeyken yazdığınız kitapların karşılaştırılması daha da korkunçtur sanırım. Birisinin şöyle dediğini duysam kendimi intihar ederdim sanırım :) Özlem Uğursal'ın son kitabını okudun mu, bence yakın arkadaşı Nejla Özdemir'in kitabı çok daha güzeldi....
Kitapta hoşuma giden yerler olmadı mı peki, hayır bilakis. Başta da dediğim gibi bir solukta okunan eğlenceli bir kitap, elinizden bırakmıyorsunuz ama benim gözlerimi kamaştırmadı diyeyim.
En çok beğendiğim şeyse kahramanlardan birinin Prens Charles'tan ilk adıyla bahsetmesiydi. Dünyanın başka ülkelerinde de var mıdır böyleleri bilmiyorum ama bizim ülkemizde İngiliz Kraliyet Ailesi üyelerinden sanki kendisinin halaoğluymuş gibi bahseden komik bir kitle var.
Etiketler:
Alper Canıgüz,
Dublörün Dilemması,
Gizliajans,
Murat Menteş
20 Aralık 2009 Pazar
GİZLİ AJANS-ALPER CANIGÜZ

Sıradışı bir ajansta yaşanan absürd olayların anlatıldığı uçuk,kaçık,eğlenceli bir kitap.Yazar birçok şeyle kendine has tarzıyla alay etmiş.Benim en hoşuma gidenlerden biri 22.sayfada ilk görüşte aşık olmakla alay ettiği bölüm oldu: Evlen benimle Sanem .Kadınım ol benim.....
Okurken herşeye hazırlıklı olmalısınız bu kitapta.Kahkalarla gülebilir,ani şoklar yaşayabilirsiniz.
Kitabın son bölümlerini heyecanla okudum.Bitirdikten sonra suratıma hiç beklemediğim bir anda tokat atılmış gibi hissettim.
Bu arada Kemalettin Tuğcu ile Borges'in aynı kişiler olması gerçekten korkunç olurdu.
Keyifli,rahat okuyabileceğiniz hafif bir kitap arıyorsanız doğru bir seçim.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı.Diğer kitaplarını da okumayı planlıyorum.
Etiketler:
Alper Canıgüz,
Ayın Kitabı,
Gizliajans
18 Aralık 2009 Cuma
602. Gece / Murat Gülsoy ve 2. Baskı
Eylül ayında Can Yayınlarından çıkan Murat Gülsoy'un son kitabı 602. Gece geçen ay ikinci baskıya gitmiş. Kitaptan daha önce de bahsetmiştim. İşte burada.
602. Gece bir edebiyat inceleme kitabı. Bir inceleme kitabının piyasaya çıktığının ikinci ayında ikinci baskıya gitmesinin bir çok anlamı var.
Kitap gerçekten değerli. Bu arada değerli olmayan kitap var mı ki? Sonuç olarak hepsi bir emeğin, düşüncenin ürünü. Ve bana kalırsa bu kitap çok büyük ve karmaşık bir boşluğu dolduruyor. Edebiyat incelemeleri konusunda bu boşluğu ben derinden hissediyorum. Eminim bilmediğim çok değerli kitaplar vardır. Ama alt yapıda belirli bir birikim olmayınca o incelemelerin içine bir türlü girilmez, girilemez. Çok özel bir okuyucu kitlesi için yazılmış gibidirler. Kenarında kıyısında dolaşılır, bir müddet anlaşıldı sanılır, ancak hafızada kalanlar çok kısa bir sürede unutulur gider. Hatta belki sonuna bile gelemeden kitap, henüz zamanı değilmiş denerek bir kenara bırakılır. O zaman da bir türlü gelmez.
Felsefe kelimesinin geniş kitlelere ne kadar ürkütücü geldiği malum. Ben felsefenin aslında ne kadar yaşadığımız hayatın içinde olduğunu ve bu hayatın anlamını, kendi kimliğimizi sorguladığını, mantığını çözmeye çalıştığını Jostein Gaarder'in Sophie'nin Dünyası'yla anladım. Daha sonra Alain De Botton'un kitapları neredeyse başucu kitaplarım oldu. Şimdi artık Platon'un Devlet'i söz konusu olunca yersiz bir korku sarmıyor içimi.
İşte Murat Gülsoy'un 602. Gece'si de bana kalırsa modern ve post modern edebiyat açısından aynı işlevi görüyor. Ve umarım bu incelemeyi daha bir çokları takip eder.
Danimarka'da olduğum sıralarda bu kitap ve yazarının Taksim'deki Fransız Kültür'de Can Yayınları ve Kalem Ajans ile ortaklaşa düzenlenen bir de güzel etkinliği var ki kaçıracağıma çok üzülüyorum. Ben gidemiyorum ama ne olur siz gidin ve bana anlatın. Ben de oralardan gitmiş gibi olayım.
602. GECE
KENDİNİ FARKEDEN HİKAYE
MURAT GÜLSOY
Kendi içine doğru genişleyen resimler, sonsuzluğa doğru düşme hissi veren hikâyeler, roman kahramanı olduğunun farkında olan meta kurmaca karakterler, kendinin aynası olan metinler.
Murat Gülsoy, modernist ve post modern edebiyatın kökenlerini anlatıyor. Can Yayınları tarafından düzenlenen bu edebiyat buluşması 26 Aralık Cumartesi saat 16:00'da Fransız Kültür'de.
Murat Gülsoy, modernist ve post modern edebiyatın kökenlerini anlatıyor. Can Yayınları tarafından düzenlenen bu edebiyat buluşması 26 Aralık Cumartesi saat 16:00'da Fransız Kültür'de.
Fransız Kültür Merkezi: İstiklal cad. No: 4 34435 Taksim - İstanbul
Telefon: 0212 393 81 11
Dip Not: Bu gönderiyi kendi blogum için hazırlamıştım. Düşündükten sonra İlle De Roman Olsun Edebiyat ve Okuma Kulübü'müzün sitesinde de bulunmasının iyi olacağını düşündüm.
Etiketler:
602. Gece,
Edebiyat İnceleme,
Murat Gülsoy
15 Aralık 2009 Salı
karamazov kardeşler üzerine tamamen duygusal...

yaklaşık 3 haftadır okumakta olduğum bu büyük romanı bitirmemin üzerinden bir 10 dakika kadar ya geçti ya geçmedi, sıcağı sıcağına ve kirpiklerim hala nemli bir şekilde burnumu çekerek oturup yazmaya başladım. romanın konusu ya da yazarın becerisi hakkında bir şey yazmaya kalkışmayacağım, sonuç itibariyle böyle bir romanı kısa sürede (ve hele henüz bu kadar etkisindeyken) analiz etmek ve de yazarını eleştirmek bana gerçekten düşmeyecektir.
rus edebiyatının belki de en bilinen eserleri arasında bulunan karamazov kardeşler'i ve dostoyevski'yi daha yakından tanımak istemeniz durumunda zaten vikipedi'den faydalanabileceğiniz ve muhtemelen benim aktaracaklarımdan çok daha doyurucu bilgiler okuyabileceğiniz için ben, tamamiyle duygusal yaklaşıyor ve de anladıklarımdan / düşündüklerimden ziyade hissettiklerimden bahsetmeyi tercih ediyorum.
her şeyden önce söylemeliyim ki, sonu beni tamamen dağıttı! son 5 sayfayı aralıksız ağlayarak ve içli içli burnumu çekerek okudum. benim için - kişisel olarak - çok da iyi oldu ve son dönemin stresini atmama yardım etti.
fakat... dostoyevski! bu nasıl bir finaldir?? bu - romanın kalan kısımlarının aksine - ne kadar sade, ne kadar dolaysız ve ne kadar gerçek bir anlatımdır! kelime oyunu ve duygu sömürüsü olmaksızın, kalbimi sızlatarak okuduğum bir son yazmışsın karamazov'ların tüm "serserilik"lerinin karşısına masum ilyoşa'yı ufacık ve tek başına dikerek.
bir babanın ve 3.5 oğlunun ne kadar birbirinden farklı ama aslında ne kadar da benzer olduklarını 1008 sayfa boyunca okudum. ve dostoyevski'ye, karakterlerine, psikolojinin bu kadar başarı ile kullanılmış olmasına (lütfen yazıldığı dönemi unutmayalım) bir kez daha hayran oldum. zaten meraklısı olduğum rus edebiyatı, o sert coğrafyasının içine işlediği ve şekillendirdiği zorlu karakterleriyle beni bir kez daha hem şaşırttı hem de büyüledi. sadece rus öykülerinde bulduğum samimiyet ve "bana çok uzak" toplumsal ve bireysel davranışlar / kararlar / eylemler sayesinde bir an dahi sıkılmadım.
mahkemede geçen sayfalar boyunca, dostoyevski'nin kendisinin de idama mahkum edilmesi ve de son anda - gerçekten de kurşuna dizilmek üzere beklediği sırada - affın kendisine açıklanarak serbest bırakılmasının yarattığı travmanın ve sıkıntının öyküye ve mitya karamazov'a ne kadar yansıdığını ara ara merak ettim. müthiş bir depresyon olsa gerek! karakterden de anlaşılıyor... rus milliyetçiliği ve din övgüleri hem dostoyevski'nin hayatını şekillendiren olayları bilmem hem de dönemin şartlarını göz önünde bulundurmam nedeniyle kolaylıkla hoşgörülebiliyor tarafımdan. zamanında bundan çok rahatsızlık duyan bir arkadaşım bana aksi yorum yapmış olsa da, ben kendi adıma hiç rahatsızlık duymadım. her ne kadar bir "türk düşmanı" olduğuna dair söylentiler kulağıma daha önce gelmiş olsa da (ki konumuz bu değil) önyargı ile yaklaşmamalı ve okumalı bu eseri diyorum.
çünkü - kim ne derse desin - dostoyevski büyük bir yazar ve karamazov kardeşler insanın içini kıymasına rağmen hem "her şeye rağmen" son derece gerçek roman karakterleri hem de özellikle Büyük Engizisyoncu bölümü için okumaya değer!
ufacık, minicik bir alıntı yapmak istiyorum burada, alyoşa karamazov'un ağzından:
"hayattan korkmayın çocuklar! iyi, doğru bir şey yaptığınız zaman hayat öyle güzel ki!"
12 Aralık 2009 Cumartesi
Karanlığın Yüreği
Kurtz kimdi? Kurtz neydi? Kurtz neyi temsil ediyordu?Nişanlısı için kişisel narsizminin objesini, yerliler için kutsalı, şirket çalışanlarınca efsanevi iş başarısını, gücü. Kurtz herkesin gerçekleşmemiş hayaliydi belki de...Geçtiğimiz yıl İKSV Film Festivali kapsamında gösterilen, "Apocalypse Now" filmine esin kaynağı olan roman, modernist edebiyatın yapı taşlarından sayılıyor. Roman Joseph Conrad'ın en önemli eseri belki de. Ben romancının , dili iyi kullanan, hayat deneyimi fazla, ve maceracı olanını severim...Joseph Conrad böyle bir yazar işte. Tüm ilkgençliğini yazar olma hevesiyle geçirmiş, kaderin cilvesiyle hayatının önemli bir kısmını gemilerde çalışarak geçirmiş maceracı ve aksiyon adamı bir edebiyatçı. Özetle Conrad, ne ayaklarına yün çoraplarını geçirmiş soğuk kış gecelerinde altını çize çize kitap okuyan gözlüklü, içe dönük bir entelektüel, ne de türlü türlü maceradan sonra ellisine varınca anılarını yazmaya karar veren, edebiyatla, entelektüellikle ilgisiz bir macera adamı.
Belki de onu böylesine benzersiz kılan da bu heryerden almışlığı. Kitap da zaten Kongo ya yaptığı yolculuklarda yaşadıklarından yola çıkarak anlatılmış lirik bir efsane. Kıvrıla kıvrıla akan nehirde yapılan yolculuk tüm karakterlerin kendi iç yolculuklarını da betimlendiği bir imge yolculuk aslında. Son raundda Kurtz a ulaşıldığında farkedilense karakterlerin kendi zavallılığı belki de...
Bana göre kitabı okurken esas ilginç olan şey filmle kurulan koşutluklar. Haa evet bu da işte şu gazeteciyle konuştuğu sahne. Hah işte bu da üzerlerine ok yağdırılan sahne diye yakaladıkça daha içine giriyorsunuz romanın. Okurken filmin ne esaslı bir dramaturjiyle kotarıldığının farkına varıyorsunuz. Kitabı okumuş olanlara Marlon Brando'lu Charlie Sheen'li filmi de mutlaka seyretmelerini salık veriyorum. Özellikle benim favori sahnem, Marlon Brando'nun dehşetin gücünden bahsettiği kısım "...a diamond bullet right through my forehead..." youtube da acting lessons etiketiyle yeralıyor....))) Son derece yerinde bir niteleme.
Karanlığın yüreği uzun önsözde de bahsedildiği gibi okurdan dikkat isteyen bir roman. Birçok defa okuduğum sayfanın bir kaç sayfa öncesine dönerek tekrar okuma gereği duydum. Yine kendimi tutamayarak filmden bahsedeceğim. Filmde, romanda bambaşka şekilde yeralan bir sahne var. Martin Sheen in çamura bulanarak Marlon Brando'yu öldürmeye gittiği ve öldürdükten sonra tüm bedeni çamura bulanmış haliyle kabilenin önüne çıkıp, kimsenin ona dokunamadan ordan ayrıldığı sahne...Tüm bunlar filmin ne etkin bir dramaturjiyle çekildiğini gösteriyor. Senaristler adeta etkileyicilik ve şiirsellikte yazarla yarışıyorlar.
Kitap öyle kolay okunan bir kitap değil.174 sayfa boyunca tırnak işaretinin kılavuzluğunda Marlow un dilinden zaman zaman da örneğin Marlow un başkalarının ağzından anlattığı bölümler halinde okuyoruz romanı. Bu bağlamda şu faydalı teknik bilgiyi vermeyi de gerekli görüyorum kitabı alıp okuyacaklar için. Tırnak işaretiyle (") başlayıp biten ifadeler yazarın başka birinden alıntıladığı ifadelerdir ancak böyle ifadelerde paragraf yapmak gerektiğinde paragraf sonunda nokta konur, bir sonraki paragrafın başına yeniden tırnak işareti konarak başka birinin ağzından anlatılmaya devam ettiği belirtilmiş olur. Çift tırnak içinde tek tırnak (') işaretiyle anlatılan cümleler ise yabancı anlatıcının bir başkasının ifadesini alıntıladığı ifadelerdir yani alıntı içinde alıntılardır.
Conrad'ın Narcissun Zencisi adlı kitabı ise Tüyapta satınaldığım, kütüphanemde okunmayı bekleyen kitaplardan bir tanesi.Bu kitabın önsözü amerikalı kısa öykü yazarı Andre Dubus'e göre betimleme yapmak isteyen herkesin okuması gereken bir metin. Birçoklarına göre de bu önsöz modernist edebiyatın manifestosu sayılıyor...Bitirir bitirmez bu kitapla ilgili izlenimlerimi yazacağım...
Dipnot; Tüyapta arayıp tarayıp bulamadığım romanı son toplantımızda getirme inceliğini gösteren Özlem'e teşekkurler. Kitabın bir başka versiyonu İletişim Yayınlarında mevcut ve bu versiyon Conrad'ın Kongo seyahati sırasında tuttuğu günlüğü de içeriyor...
Etiketler:
Joseph Conrad,
Karanlığın Yüreği
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


